Kadın-erkek Eşitliğinin Neresindeyiz?
Kadın-Erkek Eşitliği Sıralamasında Sondan Yedinciyiz. Aferin Bize!

Cenevre merkezli Dünya Ekonomik Forumu (WEF) her yıl kadın-erkek eşitliğinin durumu hakkında bir rapor hazırlıyor ve kadınların erkeklerle sağlık, eğitim seviyesi, ekonomik güç ve siyasete katılım, yaşam süresi açısından, hangi ülkede ne kadar eşit olduğunu ortaya konuyor. Bu sene 130 ülkenin yeraldığı raporda Türkiye 123. oldu. Ne diyelim harika(!). Türkiye'nin altında ise Mısır, Fas, Benin, Pakistan, Suudi Arabistan, Cad ve Yemen var. Bir önceki sene 128 ülke arasında 121. sırada yeralmışız. Geçen yıldan bu yana tek fark, Mısır'ı geçmişiz. 2006 yılında ise 105. sıradaydık. Yani istikrarlı olarak gerilemeye devam ediyoruz. Bu da harika. Bizim üstümüzdeki ülkelere baktığımızda Birleşik Arap Emirlikleri 105, Ürdün 104 ve Tunus 103. sırada.

İlk sıralarda yine önceki yıllarda olduğu gibi İskandinav ülkeleri yeralıyor. Bu ülkeler de dahi fırsat eşitliği sağlanması ve kadınların toplumdaki yerinin iyileştirilmesi adına yapılması gereken çok şey olduğu ifade ediliyor. Örneğin Norveçli kadınlar, erkeklerin sahip olduğu ekonomik ve siyasi fırsatlar ile sağlık ve eğitim olanaklarının sadece yüzde 82'sine sahip.

Türkiye'de kadınlara seçme seçilme hakkının erken verildiğinden dem vuran, yetkililerimiz bu raporun ve değerlendirme kriterlerinin doğru olmadığını ve önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da gerçeği yansıtmadığını belirten açıklamalar yapıyor. En üzücü olan da bir bayan yetkilinin bunu yapması. Sorunlarımızın farkındayız deniyor, öyleyse neler yapılıyor diye soruyorum!

 

Nüfusunun büyük çoğunluğu kadınlardan oluşan ülkemizde, kadınların sadece yüzde 25.1'i iş gücüne katılıyor. 1994'te bu oran yüzde 30.4'dü. İşte gerçeği yansıtmayan bir sonuç daha.

Bu rakamlar üzerine çok yorum yazmaya gerek yok. Başımıza kuma gömmeyelim, her zaman yaptığımız gibi reddetmeyelim. Kabul edelim, üzerine gidelim. Hele ki bugünlerde. Dünyanın gerçek üretim potansiyelini ortaya koymadığı için krizle karşı karşıya kaldığı tartışılırken, biz de potansiyellerimizi ortaya koyalım.

Son söz olarak, her ortamda ve ne kadar çok tartışırsak, o kadar ilerleyeceğimizi düşünüyorum.

YAZILAR Tüm Yazılar
Kadın-erkek eşitliğinin neresindeyiz?
FOTOĞRAFLAR
Tüm Fotoğraflar
MESAJLAR Tüm Mesajlar
Canan Çeki   29 Aralık 2008 - 09:45  
Geçmişten gelen geleneği sürdürme...

Deniz Yavuz ve Safa Toral'a kısmen katılmakla birlikte bir iki şey söylemek istiyorum. Aslında bu kadının kadına biçtiği bi misyon.. Taa eski dönemlerden kalma annemin annesinden ve onunda kendi annesinden öğrendiği bir misyon bu. Kadının tek işi vardır çocuklarına bakmak.. evini temizlemek.. ve kocasının her türlü kölesi olmak.. Eski çağlardan beri bu böyle değilmiydi... Erkeği mutlu eden kadınla, erkeğe köle olan kadınla evlenilir.. Çünkü ondan iyi ev kadını olur..Çünkü onların fikirlerini gelecek nesillere ancak o aşılar. Kendileri gibi kadın yetiştirirler küçücük yaşlardan itibaren.. Sonra onlardan kendileri gibi kadın yetiştirmesini beklerler.. Aaa ne ayıp kızlar hiç top oynar mı ? Erkeklerle oyun oynama ayıp. Sen kızsın tek başına bu saatte ne işin var.. Yeter okuduğun otur evinde kısmetini bekle artık. ( Sonra babalarımız gibi birer erkek beklemek bizim için bir zorunluluk olur) Aslında zorunluluktur ama zorunluluk gibi görmeyiz.. Nefes almak, su içmek gibi bir şey olur bu bizim işim. Doğanın kanunu yani sanki. Bazı şeyleri silmenin kolay olmadığının farkındayım.. Ama biz daha ne kadar kabullenir kadercilik oynarsak, herşey alabildiğine klişeleşecek.. Bu kanunu değiştirebilen insanlar var.. Bunlardan biri neden biz olmayalım.. Önce kadının kendisinin eşit olduğuna inanması lazım ki.. Diğer cinsi inandırabilsin.. Var olan insanlarla bu olabilir mi bilmem ama.. En azından kendi kız ve erkek çocuklarımızı eşit olarak yetiştirebiliriz..

Ebru Karasu   24 Aralık 2008 - 13:12  
Keşke...

Kadın veya erkek olmaktan önce insan olabilmenin erdemine erişebilsek...

Ebru Karasu   19 Aralık 2008 - 16:23  
Keşke...

Özge Şeren   16 Aralık 2008 - 10:40  
Yanlışlıklar Komedyası -(Trajedya mı desek?)

Bir gün biri çıkıp gelse ve her şeyin büyük bir şaka olduğunu söylese zannedersem gülmek yerine o kişiyi dövmeye kalkardık. "Sevgili İnsanoğlu, tüm kavramlarınız yanlış anlamlandırıldı, tüm anlamlarınız bir anlayışsızlıktan kaynaklandı, şimdi size yeni bir sözlük veriyorum oturun anlamazsanız dahi ezberleyin yoksa bu döngü, dünyayı yörüngesinden çıkarır" Biraz otoriter bir dil oldu ama insanlık uslanmıyor.

Var olmanın en yüksek değer olduğunun kabuluyle işe başlarsak, a yı b ile, kadını erkek ile, güzeli çirkin ile, inançlıyı inançsız ile karşılaştırmazsak, onlar da kendilerini birbiriyle karşılaştırmazsa, kendi oluş veya inanış biçimlerini birbirine dayatmaya kalkmazsa, yaratmak veya üretmek veya her ikisi için çalışsa, hep banacılığını bir kenara bıraksa sonra dönüp bakmasa, sahip olduğu gücün kaynağı her ne ise (para, kas, duygusal baskı, demogoji, yalan vs...) bu gücü dünyaya faydalı, doğayı bozmayan, başkaları üzerinde baskı unsuru olmayan, ezmeyen, sömürmeyen, bilakis itekleyen, verimlendiren, çiçeklendiren, bilgilendiren ve yaratan bir şekilde harcasa, bir ömürlük misafir olduğu dünyada efendi davransa da efendi olmaya kalkmasa, karnını doyuran toprağa, ruhunu besleyen sevgi kaynaklarına -dosttur, annedir, kedidir, buluttur fark etmez- güzel baksa dünya fena bir yer olmazdı. Fazla ütopyik oldu belki, belki başka bir gezegene saklamalı bu ütopyayı...

Yazdıklarım büyük şeylermiş gibi göründü kendi gözüme. Lakin bunlar zor, karışık işler, olmaz olmaz diyen insan zihninin karmaşası olmasın tüm basitliği düğüm düğüm içinden çıkılmaz bir hale getiren.

Bu kadar felsefe yeter. Biraz da gerçekliğe bakalım. Sevgili ülkeme mesela...

Sanırım kimilerine dönüp "Bu ne cürret kardeşim?" demek gerekiyor. Sana, başkaları üzerinde bu kadar erk olma cüretini veren şey nedir? Başka hayatların üzerinde futursuzca kabalaşmana izin veren nedir? Bir dur orada, aklını başına devşir.

Sokaklarında özgürce yürüyemediğim, talihsiz şekillerde yargılandığım, tutulmuş köşelerin arasında sıkıştığım hatta bazen sıkıştırıldığım, çalıştırılmadığım, okutulmadığım, aklımdan ve kalbimden geçeni ifade ettiğim için canımı yakıldığı bir ülke, ancak can acıtıcı olarak sıfatlandırılabilir ki bunu istemem. Ayrıca kaslı marifetlerini erdemli zannedenleri de, elinde fiziksel güç olmadığı için psikolojik baskıyla travmalara neden olanları da istemem. Bir kadın olarak da istemem, bir erkek olarak da istemem.

Ne yapalım? Nasıl bir mücadele? Önce kendimizle yüzleşelim. Bin ansiklopedilik laf sahibi olup da , içselleştirememiş, pratiğe dökememiş, güzel sözlerden kendine nice maskeler bulmuş, adamına göre ve işine geldiği gibi tavır takınan kendimizle bir yüzleşelim. Konuşarak söylediğimiz yalanların hepsini önce bir fark edelim. Kendimizden nefret etmeden önce oynadığımız oyunlardan vaz geçelim. Sonra yansısın hayata güzelinden her şey... Tabi bu metod ancak azıcık arif olana olur.

Azıcık arif olan, iyice arif ve selim olunca arif olamamışlara bir yol bulur...
Mesela... Eğitim sistemini yeniden yapılandıralım olmadı baştan kuralım . Rica ederim...

Papirüs Papirüs   02 Aralık 2008 - 23:58  
önce insan

yapılan yorumlara, yazılan mesajlara baktığımız zaman yanlış olan bir şey görünmüyor, bütün hepsi doğru noktalara temas ediyor. hatırlayın bundan çok değil 10-15 yıl kadar öncesini eşitlik konusunda sesini duyurmaya çalışan kadınlarımızın sayısı çok daha fazlaydı ve onların bir çoğu sıkı mücadeleciydi ve kadının artık bir adı vardı. günümüzde yani o günlerin sonrasında dikkat edin sesler yavaş yavaş susmaya başladı ve boşanmaların sayısı arttı.

diğer taraftan ataerkil bir toplumda yaşıyor olduğumuzu unutmayalım evet kadın erkeğin hep bir adım gerisinde doğrudur, şimdi samimi bir şekilde söyleyin hangi erkek karısının, sevgilisinin ya da birlikte yaşadığı kadının kendisinden fazla kazanıyor olmasını (maddi olarak) sindirebiliyor, hangi erkek kadının evde değil ama sokakta kendisinden daha faal (aktif) işlerde bulunmasını gururuna yedirebiliyor, eminim bunlara verilecek cevaplar öyle az ki, ama suç hiç kimsenin değil çünkü ortada bir suç yok, bu durum tamamen içinde yetişmiş olduğumuz kültürün sonucudur. daha okumaya ilk başladığımız yıllarda a, b, c demeyi yeni öğrendiğimiz o ilk öğrenim yıllarında kitaplarımızdaki aile portresine bir bakın: baba dışarda çalışır, anne evde yemek, temizlik yapar ve çocuk büyütür, o kitapların hiçbirinde anneyi çalışan olarak göstermez ve daha o yıllarda kadının yerinin mutfak olduğu beyinlerimize empoze edilmeye çalışılmıştır. aile kavramını böyle öğreniyoruz ve bunun dışında bir örnek de bilmiyoruz (mutlaka farklı modeller var ve bazılarımız bu farklı modellerdeyiz) büyük çoğunluğun okuma yazma oranını gözönünde bulundurursak ki bu oldukça büyük bir kesimdir ve o kesim çok uzağımızda da değil kendi ana babalarımız o kesim, büyük illerin dışında yaşayan o kesim ve yine göçlerle birlikte o kültür şimdi her yerde. eğitim demiyorum ama öğretmek şart, hala okulsuz olan çocuklarımız varken ve hala 13 yaşında evlendirilen kızlarımız varsa eşitlikten söz etmek biraz erken, öncelikle o kesimin alfabeyi görmesi gerekiyor, kız çocuklarının da bir insan olduklarını bilmeleri gerekiyor, kadın ya da erkek hiç farketmez insan olarak herkesin aynı değerde olduğunun bilinmesi gerekiyor.

ADMIN
Fatos Aslantekin
MODERATÖRLER
Guvenc Gungor
ÜYELER tümü
DİĞER GRUPLAR tümü
Fotoğraf Ve Fotoğrafcılık Üstüne...
Gezi Türkiye
Kredi kartı faizlerinde üst sınır belirlenmeli mi?
Ana sanayi - yan sanayi ilişkisi nasıl olmalı?
Diyalogo'dan yenilikler
Tüm Hakları Saklıdır. Copyright © Logo Elektronik Ticaret Hizmetleri A.Ş 2008